EĞİTİMİN ULU ÇINARI: SÜHEYLA TOKYAY

EĞİTİMİN ULU ÇINARI: SÜHEYLA TOKYAY

HABER: MEHMET ŞAHİN

Türk Milli Eğitimi’ne ömrünü adayan Süheyla Tokyay, ilginç yaşam öyküsünü Çukurova Metropol gazetesine anlattı…

18 yaşında öğretmen olarak mezun olur. Türkiye’nin birçok ilinde öğretmenlik yapar. 1982’de emekliye ayrılır. Fakat o bir köşeye çekilip emeklilik günlerinin tadını çıkarmak yerine; sınav soruları hazırlayarak, özel dersler vererek mesleğini sürdürür. 1985’te bir önemli bir adım atarak; Adana’nın Emek Mahallesi’nde adını taşıyan dershaneyi kurup, eğitim-öğretim hizmetlerine yeni bir ivme kazandırır. 1999 yılında altı ortağıyla birlikte Özel Bilimkent Okulları’nı kurar.  2008 yılında tekrar (sadece) dershanesine yönelir. Tam 30 sene boyunca yüzlerce öğrenciye üniversitelerin kapılarını açan Süheyla Tokyay Dershanesi, 2015 yılında (dershanelerin kapatılması ile) daha geniş bir kadro ve köklü altyapısıyla Özel Süheyla Tokyay Ortaokulu olarak yoluna devam ediyor.

82 yaşındaki ömrünün 64 yılını öğretmen olarak eğitim-öğretime adayan Süheyla Tokyay, Cumhuriyetin aydın yüzlerinden… Adana'da bir marka olan Tokyay, yetiştirdiği öğrencilerle de ülkenin dört bir yanında bir eğitim ışığı olmuştur. Halen adını taşıyan Kolejde ‘ilk günkü’ heyecan ile çalışan Tokyay, kendi ifadesi ile öğretmenlik mesleğine aşkın da ötesinde ‘karasevda’ ile hizmet etmenin onurunu yaşıyor. Koleji’nin kurucu olarak kendisinin yanı sıra Kurucu Temsilcisi oğlu Levent Tokyay ile birlikte nitelikli nesiller yetiştirmek için çabalayan Süheyla Tokyay, öğretmenlik mesleğine olan bağlılığını “Yemin ediyorum; okuldaki bütün çocukları öz evladım gibi görüyorum. Ayrıca anne ve babaların en değerli varlıkları olan yavrularını bizlere emanet ettiklerini hiçbir zaman aklımdan çıkarmıyorum. Öğrenciler hem evladım hem de birer emanettir. Bunun ne kadar büyük bir sorumluluk ve sevgi duygusu olduğunu biliyor musunuz? İnsanlara ve mesleğime aşığım. Hatta bu aşktan da öte karasevdadır.” sözleriyle dile getiriyor.

EĞİTİME ADANMIŞ BİR ÖMÜR…
Bir Kasım günü, Kayseri’de, dillere destan güzelliğiyle türkülere de konu olan çok sevdiği Gesi Bağları’nda dünyaya gelir. Dedesi döneminin saygın isimlerinden Hoca Sani Efendi, babası “son Efkereli” Hayrettin Yalçın, anneannesi tatillerde yanına kaçmaya can attığı Hatice Hanım, annesi ise gözü tok gönlü bol Münire Hanım’dır. Hayat boyu can yoldaşları olacak olan bir kız, bir erkek kardeşi olur. İlk ve ortaokulu Kayseri’de bitirir. Kendi ilinden, öğretmen okulu sınavını kazanan iki öğrenciden biri olarak girdiği Konya Kız Öğretmen Okulu’nda üç yıl yatılı okur ve 1956 yılında çocukluk hayali olan mesleğini eline alır. İlk görev yeri kendi okuduğu ilkokul olan Kayseri Sümer İlkokulu’dur. Öğretmenliğe, kendi öğretmenlerinin arasında yeni bir öğrenci olarak başlamayı bir şans olarak görür.

ÖZEL DERS VEREREK VERGİ MÜKELLEFİ OLAN İLK KİŞİ
1957 yılında Ziraat Yüksek Mühendisi Mustafa Tokyay ile evlenir. Eşinin görevi gereği Malatya, Muş, Niğde, Eskişehir ve son olarak Adana görev yaptıkları iller olur. Meslek hayatının en güzel ve değişik anlarını Malatya ve Muş’ta yaşar. Bu illerdeki farklı yaşam biçimleri Tokyay’ı çok etkiler.
İkinci oğlunun doğumu ardından, 1964’te mesleğinden bir süreliğine ayrılmak durumunda kalır. Aktif okul ortamından uzak kaldığı sürede dahi aşık olduğu öğretmenlikten kopamaz ve çevresindeki ilkokul öğrencilerinin öğrenmekte sıkıntı çektiği konulara yardımcı olmaya başlar. 1969 yılında ilkokul öğretmeni olarak çalışmaya geri döner. 1982’de emekli olduktan sonra ise kolej sınavlarına hazırlık kitaplarına soru yazmaya ve ücret karşılığı özel ders vermeye başlar. Öğrenci sayısının fazlalaşmasıyla birlikte vergi vermek için maliyeye başvurur. Fakat şaşkınlıkla karşılanır çünkü kanuna göre böyle bir yükümlülüğü yoktur. Duruma Adana’da çözüm bulunamaz ve kazanç sağladığı için vergi vermeyi talep etmesi gerekçesiyle Ankara’ya yönlendirilir. Orada çıkan kararla Süheyla Tokyay Özel Ders Bürosu’nun düzenlemesi, ebeler ve diş hekimi kalfaları sınıfında değerlendirilir ve Süheyla Tokyay, Türkiye’de özel ders vererek vergi mükellefi olan ilk kişi olur. Gazete sayfaları onun yetiştirdiği öğrencilerin il ve ülke genelindeki derecelerini “Süheyla Tokyay 12’den vurdu!” manşetleriyle verirken; takvim yaprakları 1985’i gösterip, kararnameler dershane adı altında çalışmayı yasal kıldığında öğrencilerini Emek Mahallesi’nde Süheyla Tokyay Dershanesi’nde kucaklamaya başlar.

İLKOKULDA ÇANTASIZ VE ÖDEVSİZ EĞİTİM MODELİ
1999 yılında altı ortağıyla birlikte Özel Bilimkent Okulları’nı kurar. Şehirde okulculuk anlayışını temelden değiştiren bu kurumda uygulamaya koyduğu “ilkokulda çantasız ve ödevsiz eğitim; sınıfta yardımcı öğretmen” gibi kavramlar ilerleyen yıllarda MEB ve tüm okullarca takip edilir. Ne var ki zamanla ortaklarıyla eğitim öğretim konusunda yaşadıkları anlaşmazlıklar sebebiyle 2008 yılında tekrar sadece dershanesine yönelir. Tam 30 sene boyunca her yıl daha büyük bir heyecanla dolan Süheyla Tokyay Dershanesi, 2015 yılında daha geniş bir kadro ve köklü altyapısıyla kapılarını Özel Süheyla Tokyay Ortaokulu olarak açtığında bir hayali daha gerçekleşir. 

ORTAOKUL SALLANAN KÖPRÜ GİBİDİR
Süheyla Tokyay Ortaokul’u açmasının gerekçesini, “Bir koltukta bir karpuz tutulur, düşüncesi ile ben ortaokulu açtım. Ortaokula devamlı ‘salınan köprü’ nazarıyla bakarım. İlkokulda zayıf yetiştirilen çocuklar, ortaokulda bir şey öğrenemiyor. Çocuklar çalışma şevkini kaybediyor. Çünkü branş öğretmenleri sınıf ortalamasına göre ders vermek zorunda. Ben sözünü ettiğim köprüdeki sallanmayı onarmak ümidiyle ortaokulu açtım.” sözleriyle açıklıyor. 

EĞİTİM GÜZEL İNSAN YETİŞTİRME MESLEĞİDİR
Eğitimi, “ailesine, çevresine ve ülkesine yararlı ve güzel insan yetiştirme sanatı” olarak tanımlayan Süheyla Tokyay, idealindeki eğitim modelini şu şekilde özetliyor: “Ben veli memnun olsun diye bir eğitim yaptırmıyorum. Sınav; çocukların bir dersi ne kadar öğrenip, öğrenmediklerini belirlemek için yapılan bir işlemdir. Sınav çocuğa öğretme odaklı olmalı. Sınav bir araç olmalı; yoksa amaç değil… Laf olsun diye sınav yapılmaz. Bazen velilerden ‘neden yeteri kadar sınav yapılmıyor?’ yakınmalarını alıyoruz. Buradaki amaç nedir? Her hafta öğrencilerin önüne 100 soruluk bir kitapçık verilsin. Çocuk 3 saat soruları çözmeye çalışsın. Öğrencinin okulda geçirdiği vakitte, öğretmenlerden ve okul kaynaklarından en iyi şekilde faydalanmasını sağlamak gerekir. Oradaki üç saat bizim için çok kıymetli. Evet, sistem sınav istiyor. Sınavsız bir eğitim olmaz. Ama güçlü bir eğitim sonrasında ‘ölçme ve değerlendirme’ amaçlı sınav yapılmalı. Ben velilerin isteği ile okulların modaya uyup sürekli sınav yapmalarını doğru bulmuyorum. Onun için ben velilerin ellerini okullardan çekip, bu işi eğitimcilere bırakmalarını öneririm.”

ÇOCUKLARIN ALDIĞI  NEFESİ TAKİP EDERİM
Çocukların aldığı nefesi günü gününe takip ettiğini ifade eden Süheyla Tokyay, “Uygulanan mini sistemlerle sınava hiç gerek kalmadan çocuklara her türlü bilgi adım adım öğretilebilir. Çok sık yapılan sınavlar çocuğu bıktırır ve bireye hiçbir şey kazandırmaz. Eğitimde çocuğu notla korkutmayı da şiddetle reddediyorum. Öğrenci bulunduğu yerde kendisini güvende hissetmeli. Sevgi ile karşılaşacağını bilmeli. Bir öğretmenin anne ve baba kadar ona yakın olduğunu kabul etmeli. ‘Yazılınız var, kırık alırsanız karışmam ha’ gibi ifadelerle asla çocuk korkutulmamalı. Her fırsatta velilere not konusunda psikolojik bir baskı uygulanmaması gerektiğini telkin ediyorum.” diyor. 

ÇOCUĞA SORUMLULUK DUYGUSU AŞILANMALI
Bireyin disiplinine, saygıya ve sevgisi ile kültürüne olan bağlılığına çok dikkat ettiğini anlatan Süheyla Tokyay, dijital bağımlılığın çocuk ve gençleri tehdit ettiğine işaret ediyor. Yaşamda ‘dikkat, çalışma duygusu ve sorumluluk’ gibi özelliklere sahip olmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Tokyay, “En başta sevgi çerçevesinde çocuğa sorumluluk duygusu aşılanmalı. Eğitim okul öncesinden başlayan uzun bir süreçtir. Burada velilerimize de iş düşüyor. Velilerimizin okulla işbirliği içinde olmaları gerekir. Okul, öğrenci ve veli, işbirliği içinde gayret gösterirse eğitim alanında hiçbir problem çözümsüz değildir.“ açıklamasını yapıyor.

ÖĞRETMENLERE HEDİYE GETİRMEK YASAK
Kolejde öğrencinin –bir karanfil hariç- öğretmenlerine hediye verilmesini yasakladığının altını çizen Tokyay, bunun nedenini şu şekilde açıklıyor: “Bir öğrencinin öğretmenine hediye getirmesi diğer öğrenciler arasında öyle değişik etkilenmelere sebep olur ki; hiç kimse çocuk ruhuna bu kadar zarar veremez. Öğrencilerimizin biz öğretmenlere en büyük hediyesi kurallara uymalarıdır.”

BÜTÜN ÇOCUKLARI EVLADIM GİBİ GÖRÜYORUM
“Emekliliğin tadını çıkarmak yerine halen eğitim-öğretim ile ilgilenmesini; kendisine bu motivasyonu veren etkenlerin neler olduğuna” dair soruyu Süheyla Tokyay, “Dört yıl önce Beyin Cerrahı oğlumu kaybettim. (Bu sırada duygulanıyor) Oğlumu memlekette son yolculuğuna uğurladıktan üç gün sonra gelip Kolejdeki odama oturdum. Öğrenciler sınıf öğretmenlerinin başkanlığında ziyaretime geldiler. O an ‘Neden üzülüyorum, bu çocukların hepsi rahmetli oğlum Mahmut Tokyay gibidirler.’ diye düşündüm. Yemin ediyorum; okuldaki bütün çocukları öz evladım gibi görüyorum. Ayrıca anne ve babaların en değerli varlıkları olan yavrularını bizlere emanet ettiklerini hiçbir zaman aklımdan çıkarmıyorum. Öğrenciler hem evladım hem de bizlere birer emanettir. Bunun ne kadar büyük bir sorumluluk ve sevgi duygusu olduğunu biliyor musunuz? İnsanlara ve mesleğime aşığım. Hatta bu aşktan da öte karasevdadır.” sözleriyle cevap veriyor.  

 
Süheyla Tokyay, öğrencilerin kendisiyle ilgili düşüncelerini yansıtan bir anekdotu şekilde aktarıyor: “Rehber öğretmenimiz; ki kendisi torunum olur, onun adı da Süheyla Tokyay’dır. Sınıfa girip öğrencilere ‘Süheyla Tokyay’ı tanıyor musunuz?’ diye sorup ‘onu bir kelime ile ifade eder misiniz?’ der. Çocuklar duygularını (Anne, sevgi dolu, kararlı, detaycı, güvenilir, güçlü, ileri görüşlü, neşeli, kültürlü, dürüst, enerjik, yol gösterici, titiz, mükemmeliyetçi, şık, özverili, yardımsever, saygıdeğer, yenilikçi, etkileyici, çalışkan, cömert) gibi kelimeler ile ifade ediyor. Öğrencilerin şahsımla ilgili düşüncelerine ayna olan ‘o bir kelimelik’ ifadeleri tablo haline getirip, büyük bir onurla saklıyorum. Ben bu yaşımda hala çocuklarla oyun oynarım. Çocuklarımız teneffüslerde öğretmenleri ile birlikte ip atlıyor. Onları keyifle izlemenin mutluluğunu yaşıyorum. ”




 






 
 

Reklam Alanı

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER