HER ŞEY GÜZEL OLMAK ZORUNDA

HER ŞEY GÜZEL OLMAK ZORUNDA

CHP’de milletvekili adaylığı, belediye meclis üyeliği, kayyumluk gibi pek çok görevde bulunan Avukat Berfu Salıcı Yakıt, Çukurova Metropol Gazetesi İmtiyaz Sahibi Tanır Emre Üzelgeçici’yi ziyaret etti.

Siyasette neyi hedefliyorsunuz?
Ben Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin politikaları hakkında söz söyleyebilecek bir konumda bulunabilmeyi çok arzu ederim. Yani hedefim aslında bu. CHP’nin politikaları üzerinde söz söyleyebilecek bir konumda olmayı isterim. Bunu üyeyken de yapabilirsiniz ama tabi yetkiniz ve sıfatınız olursa belki daha genele yayarak bunu politika üretmek anlamında kullanabilirsiniz. Öbür türlü sadece şahsi fikriniz olarak kalıyor. Bireysel kabul görülüyorsunuz ya da reddediliyorsunuz. Ama politika yaparken ben insanı çok seviyorum, insan ilişkilerini çok seviyorum. Politika ve siyaset yaparken de çok ciddi bir zaman ayırıyorum. Çünkü bu sadece yazıp çizmeyle olan bir şey değil, insana dokunarak siyaseti seviyorum. Benim hayattaki felsefem şu; bu zamanı politikaya ve siyasete ayırırken benim kaybettiğim bazı şeyler var. Çocuklarımdan ve eşimden zaman çalıyorum. Pazar günleri evde eşimle eşofmanlarımızı giyip, bir sinema filmi izleyebilmek varken, çocuklarımla oturup oyun oynayabilmek varken, başka şeylerle ilgileniyorum. O halde çok sevdiğim ve kıymet verdiğim şeylerden vazgeçecek kadar zaman ayırdığım bir konuda da tatmin olmam ve mutlu olmam lazım. O yüzden ben samimi siyasete inanıyorum, ben mutsuz olduğum hiçbir yerde sırf zorunlu olduğum için bulunmam. Yani siyaseti yaparken de buna özen gösteriyorum. Öyle mutluyum. Eve geldiğimde çocuğum bana ‘anne neredeydin’ dediğinde, ‘çocuğum senin için çalışıyordum, hatta senin arkadaşların için de bir şeyler yapmaya çalışıyorum’ diyebilecek yüzüm oluyor. Öbür türlü çok kişisel kalır. Hiçbir kişisel menfaat çocuğunuzdan çaldığınız zamana değmez. O yüzden ben böyle bakıyorum siyasete. Tabii bu biraz aldığınız kültürle de ilgili; çok siyasetin içerisinde olan bir aileyle büyüyünce kültürünüz de bununla eşdeğer oluyor. Ben siyaseti insan için, insan ilişkileri için yapmak ve  CHP’nin politikalarında bir söz sahibi olabilecek bir yerde doğru bir ekiple çalışabilmeyi hedefliyorum.
31 Mart seçimlerinde CHP’nin Büyükşehirlerde elde ettiği başarıya bakıldığında partinin siyaset dilinde ve yaklaşımlarında bir değişiklik söz konusu mudur?
Bunu sadece CHP’nin politikaları anlamında değil; Türkiye değişiyor. Bu Türkiye’nin değişiminden ‘memnun olanlar ve memnun olmayanlar’ diye ikiye ayrıldı. Artık politikalar, eskisi gibi olmadığı için yüzde 50+1’i yakalamak üzere konuşuluyor. Öncelikle ben şunu belirtmek isterim; 31 Mart seçimlerdeki başarı, CHP’nin tek başına getirdiği bir başarı değil. Bu seçimlerdeki başarı, Cumhuriyetin değerlerine inanan tüm bileşenlerin ortak hareketiyle çıkan, CHP’nin de lokomotif görevi gördüğü bir başarı. CHP’de her zaman olduğu gibi lokomotif görevini çok doğru bir şekilde yaptı, yapıyor. Şimdi seçimler kazanıldı; İstanbul için de hiç farklı bir şey düşünmüyorum, yeniden kazanılacak; evet her şey güzel olacak. Ama bunu böyle bir Polyancılık gibi söylemiyorum. Her şey güzel olmak zorunda, bunun için herkes çalışıyor. Çok ciddi bir bileşen güç var. Bütün partilerden; hatta AKP’nin bizzat kendi içerisinden destek veren ( fiili olarak görünmeseler de) kesimler var. Bu başarı aslında Cumhuriyet değerlerinin başarısıdır.Evet, CHP’de Cumhuriyetin bir neferi olarak üstüne düşeni yerine getiriyor. CHP’de de şöyle bir değişim görüyorum; özellikle aday belirlemede Genel Merkez bu dönem çok başarılı oldu. Bütün adayları kabul gördü. Bu başarı mıdır? Evet, aday belirlemeleri kendileri yaptıklarına göre, bazı yerlerde CHP’sinin tabanının tepkisini almalarına rağmen, bazı adaylar konusunda ısrarcı olduklarına göre demek ki bir başarı var ortada. Artık bundan sonra CHP’sinin bütün gönül verenleri, partiye destek verenler görevlerini yaptılar. Gittiler oylarını kullandılar, gereğini yaptılar. Artık bundan sonra yöneticilerimize çok büyük rol düşüyor. Genel seçimin anahtarını inşallah belediyelerle alabileceğimizi düşünüyorum. Adana’da Zeydan Başkanın Seyhan Belediyesi’ne farklı politikalar getirdi. Bu sadece projelerle olmadı ki Zeydan başkanın Zeydan Karalar olması. Bu bir proje üzerinden gelmedi, çok daha iyi projeler yapan belediye başkanları bir sonraki seçimde kaybettiler. Ama Zeydan başkan Adana’ya şöyle bir politika getirdi; halkın içinde halkla beraber ve samimi politika. Çok eleştirenler oldu. Ama CHP tabanın eleştirmesi değil; genelde Adana’ya yayılan bir kabul ve teveccüh oldu. Bunun bir sebebi olmalı. Bunu araştırmak lazım.  Bundan sonra aynı şey o ‘makam yükseldikçe boynu bükülsün’ söylemi üzerinden bakıldığında, bu gerçekler üzerinden devam ederse CHP’sinin bütün belediye başkanları başarılı olacaktır. Yeter ki samimi olsunlar ve halk için çalışsınlar. İstanbul seçimlerinin iptaline sadece siyasetten bakmayacaksınız… Ekonomik kriz oldu, çocuklar, yaşlılar bunu konuşuyor, mutfakta yangın var, insanlar bir yandan yangını söndürmeye çalışırken bir yandan hala siyaseti konuşuyorlar. İstanbul seçimlerinde, ben Ekrem İmamoğlu’nun kazanmama ihtimalini bile düşünmüyorum. Ama biliyorsunuz siyasette bir gün bile çok uzun. En doğru sonucu seçimin sonucu gösterecektir. 
Sizler Adana ölçeğinde İstanbul seçimleri için neler yapıyorsunuz?
İstanbul seçimleri için tüm Türkiye olduğu gibi Adana’da konunun içerisinde. Adana’da CHP Adana İl Avukatları diye bir grubumuz var bizim. Tüm CHP’li avukat arkadaşlarımızın hatta parti üyesi olmasa bile Cumhuriyet değerlerine inanan avukatlarımızın destek verdiği bir grup bu. Biz bu grupla beraber tabii ki İstanbul’daki seçimlere tam destek vereceğiz. En son gördüğüm rakam 67 avukat arkadaşımız İstanbul’da görev alacaklar. Bunun dışında gönüllü ordusu da buradan görevli olarak gidecekler. Şimdi bunun organizasyonu yapılıyor. Adana’dan çok ciddi bir destek var. Adana bu seçim sürecinde de CHP’nin örgütü çok zor bir dönemden geçti aslında. Çünkü örgütteki başkanlarımızın birçoğu görevde değillerdi, atama başkanlarımız oldu. Buna rağmen o geçici süreçte CHP’sinin tüm örgütleri görevlerini layığıyla yerine getirdiler. Adana’daki seçimleri çok başarılı atlattılar. Benim adıma vicdanımın rahatsız olduğu tek konu, Yüreğir… Bu duruma gerçekten çok üzgünüm. Çünkü Yüreğir’i gerçekten çok önemsiyorum. Ben hep Büyükşehir’in anahtarının Yüreğir’den geleceğine inandım. Bu nedenle Yüreğir’i yıllardır çok önemsiyorum. Bu süreçte de Kamuran Bey (Karaca) gerçekten gönülleri fethetti. Ben Yüreğir’deki seçime Yüreğirli’nin inandığını düşünüyorum, Yüreğir’in dışındakiler inanmadılar. Orada gerçekten Kamuran Bey sahiplenildi ama bir de işin teknik detayları var. O teknik detayları yapacak kadrolar eksik kaldı sanırım. Keşke daha profesyonel destek alabilseydi. 3 bin fark oyla Yüreğir seçiminin kaybı cidden hepimizin vicdanını biraz sorgulamalı. 
 Bundan sonraki süreçte siyaset iki kutuplu (Cumhur İttifakı ve Millet İtifakı) şeklinde mi devam edecek?
Siyasetin bugünkü mevcut yasalarla, özellikle o referandumla değişen anayasa ile artık yüzde 50+1. Bundan sonra bileşenlerle beraber devam etmek zorunda.  Yüzde 50 + 1 aslında bizi çok korkutmamalı. Sistemi çok farklı olmasına rağmen ABD’de bu yüzde 50+1 ile aslında çokta demokratik olmayan bu delege seçimlerle koca bir dünyaya hükmeden siyasi kesim var. Zaten şu anda ‘Cumhuriyet’in bileşenleri’ diye tabir ettiğimiz, demokrasiye inanan, hukuka inanan, hukuk devleti olma özleminde olan bu bileşenler sadece siyasi bileşenler değil. Artık sivil toplum örgütleri de bu siyasi bileşenlerin içerisine girdi. Çok sade bir vatandaş, 80 yaşındaki evdeki ninemiz artık o bileşenin içerisinde görüyor kendisini. Herkes bunu içselleştirdi.  Hedef yeniden kuvvetler ayrılığına dönmek, hedef yeniden Türkiye Cumhuriyetinde Cumhurbaşkanını tarafsız ve partisiz bir Cumhurbaşkanı yapmak. Bileşenlerin hedefi de zaten budur. 
Samsun'da gerçekleştirilen 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 100. Yıl Törenleri'nde siyasi parti liderlerinin çektirdiği fotoğraf karesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Ben birlik beraberliği tabii ki önemsiyorum. Ama size dün ‘illet, zillet, mendebur’ diyen ve partili olduğundan övünen bir Cumhurbaşkanı’nın ‘biz aynı gemideyiz’ dediği yerde, Samsun’da Bandırma vapuru gibi çok özel bir yerde o günkü fotoğrafı (kişisel anlamda, CHP adına konuşmuyorum) CHP’ye oy veren bir kişi anlamında beni mutlu etmedi. Ben bu süreç içerisinde birlik beraberliğin bu şekilde yapay ortamlarda değil de gönüllerde oluşması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye İttifakı ortak değerler üzerinden olur. Ortak değerlerimiz nedir? Benim için olmazsa olmaz değer Cumhuriyet Halk Partisi’nin inandığı 6 ok değerlerinin içerisinde Atatürkçülük ve Cumhuriyetin getirdiği kazanımlardır. Hukuk devletine inanacaksınız, Atatürk’ün bu ülkenin değişmez lideri, kurucusu ve çizdiği yolun bizim yolumuz olduğuna inanacaksınız ve kuvvetler ayrımına inanacaksınız. Bu benim için ortak değer. Ben bunun üzerinden her türlü bileşenle bir arada olabilirim. Türkiye’de hukuka ve demokrasiye inanan herkesle aynı geminin içerisinde olabilirim. Ama ben o geminin üzerinde poz veren kişilerin simgeledikleri ve temsil ettikleri organların bu yönde bir eylem içerisinde olmadıklarını, hukuksuzluğun tam da içerisinde yaşadığımız bir Türkiye’de olduklarını ve kendi yarattıkları ülke olduğunu biliyorum. Bu nedenle o geminin hepimizin gemisi olduğuna inanmıyorum. O anlamda benim için kişisel anlamda çok doğru bir mutluluk verici bir fotoğraf değil. Polyanacılık oynamanın da anlamı yoktur.  

 

Reklam Alanı

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER