ADANA GİBİ RADYO: ADANA FM

ADANA GİBİ RADYO: ADANA FM

1992 yılında kurulan ve günümüze kadar başarılarla gelmiş olan Adana FM Radyo Genel Yöneticisi Çetin Ulucan ile bir araya geldik ve radyoculukla ilgili bilinmeyenleri konuştuk. Her zaman Adana’nın en çok dinlenen bölgesel ve yerel radyosu olarak birinci sırada olan Adana FM, başarılı kadrosuyla da dikkat çekiyor. Yurt dışından da dinleyici kitlesinin çoğunlukta olduğunu söyleyen Çetin Ulucan ile gerçekleştirmiş olduğumuz röportajı sizlere aktarıyoruz.



ÖZEL RÖPORTAJ-BETÜL ERTUĞRUL

“Medyanın gücünün ve öneminin ne kadar büyük olduğunu 15 Temmuz’da gördük aslında ama biz yine de medyanın gücünün farkında değiliz” diyen Ulucan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yolu bile olmayan en ücra köşedeki de, bulvarda yürüyüş yapan da aynı şekilde bize ulaşıp ortak bir noktada buluşabiliyorlar. Ve bizler medya olarak kendi gücümüzün farkında değiliz.  Radyoculuk öyle bir şey ki, insanların duygularına hitap ediyorsunuz bunu yaparken de aynı zamanda bilgilendiriyorsunuz, insanların iyi vakit geçirmelerini sağlıyorsunuz” .

Kendinizi bize kısaca tanıtabilir misiniz?

İsmim Çetin Ulucan, 1967 Adana doğumluyum. İlkokulu Adana’da okudum. Ortaokul ve liseyi, İzmir Karabağlar Cumhuriyet Lisesi’nde yatılı olarak okudum. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi, İdari Bilimler Fakültesi’nden 1988 yılında mezun oldum. Arkasından askerliği kısa dönem olarak tamamladım. Ve sonra Adana’ya döndüm. Zaten İdari Bilimler mezunu olduğum için şu an Adana FM radyosunun yöneticiliğini yapıyorum. Yaklaşık 7-8 yıldır bu pozisyonda bulunmaktayım. Daha önce Gazeteci Mehmet Atay ile güncel olayları değerlendirdiğimiz ‘Sözün Gücü’ programını yapıyorduk. Hem siyaset hem de güncel olayları değerlendirdiğimiz bir programdı. Şu anda da Tuyan Kunt ile birlikte spor programı yapıyoruz.


TÜRKÇEYİ EN İYİ KULLANAN RADYOLARDAN BİRİ ‘ADANA FM’

Adana FM’in tarihi nedir? Nasıl başladınız, neler yaptınız? Kısaca dünden bugüne Adana FM’in aşamalarından söz edebilir misiniz?

Adana FM, 1992 yılında Adana’da kurulan ilk özel radyolardan bir tanesidir. O tarihten bu güne kadar aynı şekilde, çizgisini bozmadan, belli ilkeler çerçevesinde gelen bir radyo. Şöyle söyleyeyim, dinleyicilerimizin duygularına hitap ederken, bilgilendiriyoruz. Tarafsız, doğru haber vermeye çalışıyoruz. Dinleyicilerimizin iyi vakit geçirmelerini ve dinlenmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Buna yardımcı oluyoruz. Tabii ki Adana ve Adanalının yanında olmak en önemli önceliğimiz. Bundan dolayı da Adana ve Adanalıyı çok seviyoruz. Onlarda bizi çok seviyor ve sahip çıkıyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun yaptığı araştırmalarda, radyo dinleme eğilimleri araştırmasında, Adana FM her zaman Adana’nın en çok dinlenen bölgesel ve yerel radyosu olarak hep birinci sırada çıkıyor. Aynı zamanda ulusallarda dahil olarak yapılan sıralamada, son araştırma için konuşuyorum, Adana’da en çok dinlenen ikinci radyo konumundayız. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Manisa, Hatay, Gaziantep, Kocaeli ve Konya. Bunların hiç birinde bir yerel radyo yok. Adana’da biz bunu başarmış durumdayız. Adana’da TRT’nin toplam radyolarından yüzde 30 fazla dinleniyoruz. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun resmi internet sitesinde bu açıklanmış bir şekilde var. Yine aynı araştırmalarda Türkçeyi en iyi kullanan radyolarla ilgili de bir araştırma sorusu var, burada da biz tüm Türkiye’de 13.olarak seçilmişiz. Adana ve çevre bölgelerden de bu listeye girebilen başka bir radyo yok. Bu çok büyük bir başarıdır. Biz Adana için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz, dinleyicilerin isteklerini karşılamaya çalışıyoruz. Bunun sonucunda da dinleyicilerimiz bizi takdir ediyorlar. Hepsine teşekkür ediyoruz.


ZENGİNİ DE FAKİRİ DE BİZİ DİNLİYOR

Nasıl bir dinleyici kitleniz var? Size gelen mesajlar, geri dönüşler ne yönde?

Adana’nın hemen, hemen tüm kesimlerinde dinleniyoruz. Buna gelir düzeyi olarak baktığınızda, zengini de fakiri de dinliyor. Yine çeşitli dini yapıdaki insanlar ayırt etmeksizin dinliyorlar. Bunun da sebebi, mesela kan ihtiyacı olan birisi bizim yayınımız aracılığıyla çok rahat bir şekilde kan ihtiyacını karşılıyor. Biz buna yardımcı olmaya çalışıyoruz. At yarışı programımız var, yarış dinleyicileri bizim vasıtamızla canlı olarak takip edebiliyorlar. Pazar günleri mahkumlar ve aileleri arasında köprü oluyoruz. Her ay bu programa yüzlerce mektup geliyor, binlerce sms geliyor. Mahkumlar mektup gönderiyor, mahkum aileleri de mesaj gönderiyor. Ceyhan’dan, Tarsus’tan, Karaisalı’dan, Pozantı’dan, Mersin’den hatta Adana dışı çevre illerden, Yozgat’tan, Karaman’dan ve bir çok ilden bu programa mektup geliyor. Böyle bir köprü vazifesi görmeye çalışıyoruz. Adana’da bizden başka bu programı yapan yok. Zaten uzun süredir, 1995 yılından beri yapılan bir program olduğu için başka bir radyonun bunu yapması çok zor. At yarışı olayı da yine aynı şekilde yapmaya çalışıldı ama yapılamadı. Çarşamba günleri de ‘Sahanın sesi’ programını yapıyoruz. Haber programımız yok fakat son dakika önemli gelişmeleri anında veriyoruz.


SADECE REKLAM GELİRİMİZ VAR, DURUM BU KADAR KÖTÜ

Sizce Türkiye’deki radyoculuk ne düzeyde? Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Medyanın durumu maalesef çok iç açıcı değil. Bütün sektörlerde bir sıkıntı var ama medyanın durumu herhalde uzun zamandır bu kadar kötü olmamıştı. Maliyetler oldukça yüksek, enerji maliyetler, gazetelerde olmayan telif ücretleri gibi. Birçok müzik yapımcısına, şarkıları söyleyen sanatçılar meslek birliğine, bestecilere, 5 tane meslek birliğine telif ödüyoruz biz. Bunlar da özellikle yerel radyolar için ciddi bir maliyet. Onun haricinde RTÜK’e hem frekans tahsis ücreti ödüyoruz, hem de kazandığımız bir miktarı üst kurulu ödüyoruz. Teknolojide sürekli bir yenilenme var, bununla ilgili amortisman ve aletlerle ilgili giderlerimiz var. Geriye sadece reklam gelirleri kalıyor. Bunlar da radyoların ve televizyonların kazancı oluyor. Şu an da 7 tane zorunlu olarak yayınladığımız kamu spotu var. Aldığımız reklam saatte 12 dakikayı geçmemek zorunda. Durum aslında bu kadar kötü. Sadece reklam gelirimiz var. Devlet zorunlu olarak bazı yayınları ücretsiz olarak yaptırıyor. Şu an da bizim çalıştığımız konulardan birisi, bu kamu spotlarının basın ilan kurumu değil de, medya ilan kurumu diye bir şekle getirilip, radyo ve televizyonlarından bundan bir şekilde yararlanması. Bundan yararlanırken de gazetelerin hakkından pay alma gibi de düşünmeyin. Yayınladığımız şeylerin karşılığını alabilmek, başka bir şey değil. En azından bir şekilde bu giderlerimizin karşılanmasına katkı koyması için. Bu konularla ilgili aslında bizim bir meslek birliğimiz var. Radyo ve televizyon yayıncıları meslek birliği. Yine aynı şekilde diğer meslek birlikleriyle aynı pozisyonda olan bir birlik. Fakat RTÜK ve diğer bu işleri çözeceği kurumlarla, bizim meslek birliğimizin bu işleri bugüne kadar çok başarıyla çözdüğünü de söyleyemeyeceğim. Bugüne kadar ne telifle ilgili problemimiz çözüldü, biz telif ödemeyelim demiyoruz ama ödeyebileceğimiz güçte olsun istiyoruz. Şimdi benim 10 lira ödeyebilecek gücüm varken, benden 100 lira isterseniz ben bunu ya ödeyemeyeceğim ya da ödemeyeceğim. Başka bir yolu yok bunun. Gerçekten durum böyle. Mesela bunu çözemedik. RTÜK, hem televizyon hem de radyolar için bir düzenleyici kurmuş ama gerçekten yaptırımlar çok ağır ve gerekli yaptırımları da çoğu zaman uygulayamıyor. Kaçak yayınlarla ilgili bir çok problem var ve bunu çözebilecek olan yalnızca RTÜK ama gerekli çalışmaları belki yapıyor olsalar da çözülemiyor. 

 

Reklam Alanı

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER