‘LAY LAY LOM DEVRİNE GİRDİK’

‘LAY LAY LOM DEVRİNE GİRDİK’

SANAT VAKİT GEÇİRMEK İÇİN KULLANILAN BİR META HALİNE DÖNÜŞTÜ
 
‘SANAT ÇOK BÜYÜK DARBE YEDİ’
Müzikal anlamda kendi döneminiz ile günümüzü kıyaslayabilir misiniz? Müzik kültürümüzde nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor? Ayrıca sizler gibi pek çok duayen sanatçının yerinin doldurulduğunu düşünüyor musunuz? 
Son zamanlarda bu sorular bizlere çokça sorulmaya başlandı. Sanat geçmişte sanat için yapılır. Ve bu sanat halka takdim edilir. Halk bu sanat ile birleşerek, büyük bir zevkle sanata sarılır, sizi korurdu. İnanır mısınız gençliğimizde sahneye çıkıp okuduğumuz klasik veya neoklasik eserleri halkın gözlerimize bakarak zevkle kendinden geçerek dinlediğini bugün görmek değil; bu parçaların adını andığınız zaman kaçan bir dinleyici kitlesi görüyorsunuz. Çünkü ‘lay lay lom’ devrine; düşüncesiz bir ortam içerisine girdik. Artık sanat vakit geçirmek için kullanılan bir meta haline dönüştü. TRT’de ise ilk girdiğim zaman her biri birer değer olan büyük ağabey ve ablalar ile çalıştım. İnanır mısınız o zaman sanatı sahnede icra ederken var olan saygı ve sevgiyi halka yansıtarak, onların size bağlanmasını ve peşinizden koşarak gelmesini sağlıyorduk. Zaman içerisinde ister idari tutum, isterse de zamanın akışkanlığında değişkenlik olarak düşünelim sanat çok büyük darbe yedi. Bu darbeyi yiyişinin arkasından eski bildiğimiz klasik form bir defa ortadan silindi. Öyle bir hale geldi ki; hafifledi hafifledi bugün artık sahneye çıktığınız zaman oyun havası ile başlar duruma geldiniz. Halk da zaten bunu istiyor. Siz oynatıyorsunuz onlar oynuyorlar. Oysa sanat oynatmak, keyif ettirmek ve eğlenmek için ise sahne dışında yapılan bir iştir. Ama sahneye çıktığınız, bir radyoda okuduğunuz zaman veya bir özel konserde olduğunuz zaman sanatın tüm yapılarına saygı duyarak, hizmeti o amaçla vermek mecburiyetinde olduğumuzu unuttuk. Bugün ben bunun bir hoca, bestekar ve yılların şefi olarak üzüntü ile seyrediyorum. 

‘BOŞLUK HALKTAN GELEN TEPKİ İLE BAŞLADI’
Üzüntü ile seyrettiğiniz bu sanatsal kesinti nasıl oluştu? Çırak yetiştirmeyen bir meslek ölür. Sizin kuşak çırak yetiştiremedi mi? 
Çırak yetiştirememekle değil; halkın kendi içerisinde fiziksel ve sosyal düşüncelerinin bozulmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu ekonomik, sosyal yapı veya başka sebeplerden olabilir. Yoksa her gelen sanatçı o günkü akımı sağlayacak çalışmaları yapıyordu. Bu boşluk sadece sanatçıdan değil halkan gelen tepki ile başladı. Çünkü halk bu sıkıntıyı klasik eserlerin düşündürücü ve kendinden geçirici, huşu içerisinde dinleten vasfını unuttu. Beni uyutma, üzme, düşündürme; eğlendir keyfiyetine dönüştürdü. Dönüşünce sanatçı da buna uymak mecburiyetinde kaldı.  

‘TRT’DEKİ SANATÇILARI EMEKLİ ETTİLER’
Kamu hizmeti veren TRT’nin bir disiplini ve terbiye disiplini var. Sanki TRT’de de bir değişim ve dönüşüm var gibi... TRT’nin de popüler kültüre kaydığını düşünüyor musunuz?
Bu daha çok TRT’den kaynaklandı. Biz eskiden repertuarda olmayan bir şarkıyı okuyamazdık. Zaten tüzel olarak oraya yazılmıştı. Repertuar dışında eser okunamaz, diye… İki; okuduğunuz eserler bestekârın tavır ve yapısına mutlaka sadakatle bağlı olarak okunacak. Üç; keyfi bir şekilde repertuar içerisine katmak istediğiniz melodik parçaları kendinize saklayın. Mutlaka esere sadakatle bağlı kalmak mecburiyetindesiniz. O zaman okunurdu, bir denetim kurulundan geçerdi. Sözünü ettiğim hususlardan biri varsa hemen o bant iptal edilirdi. Şimdi LAY LAY LOM oldu. Örneğin; bir gün telefon ettiler; (TRT’den) “Ne olur bir röportaj yapacağız.” diye.. Ben röportaja falan da gitmiyorum. Çünkü bu noktaya geldikten sonra ne konuşacağımızı da bilmiyoruz. Evet, kalktım gittim; inanır mısınız kapıdan girdiğim zaman “Ali Şenozan ağabey gelmiş’ diye beni karşıladılar. Kimseyi tanımıyorum. Şimdiki idareci çocuklarımıza dedim ki; “Yavrum nedir bu rezillik? Nasıl bir düzen içerisindesiniz? Okuma tavrı veya program yapılaşması… Bana şu cevabı verdiler: “Hocam biz sizlerin çırağıyız. Evet, sizlerden çok şey öğrendik. Ama sizin gibi yapmamız mümkün değil. Yine bizim başımıza sizin gibi bir hoca lazım. Mesela sizi istiyoruz gelmiyorsunuz. Bu hoca olmadığı için de bizde bildiğimizi değil; artık toplumun istediği yaşam şeklini TRT’ye uyguladık, hal buna döndü.”  Şimdi biliyorsunuz TRT’ de sanatçı bırakmadılar. Hepsini emekli ettiler; sazı sözü… Hatta dediğim gibi; TRT’ye gittiğim zaman kapıcısı, şucusu, bucusu “Ali Şenozan, Ali ağabey” diyerek, boynuma sarılırdı. Şimdi idarecilerin hepsini emekli etmişler. Bir de şart koymuşlar; “Emekli olmak istemeyenlerin 6 süre tanıyacağız. Bu altı 6 ayda emekli olmazlarsa başka bir kuruma tayin edeceğiz.” diye… Maalesef; emekli olmayan iki üç kişiyi de başka bir kuruma tayin ettiler. Ve o zaman emekli olanlara ödemiş oldukları ekstra tazminatı onlara ödemediler ve o çocuklar da perişan oldular. 

Sanatçı yetiştirmedeki bu boşluk doldurula bilinir mi?
Bugünkü anlayış ile çalışma sistemi içinde bu boşluğun doldurulmuş olması mümkün değil. Çünkü halk o noktaya geldi. Buna “bozukluk veya adamsendecilik” diyelim. Bütünü tekrar eski noktaya getirmek için korkunç çaba göstermek gerekiyor. Buda maalesef yok. 

‘ADANA BENİM İÇİN KUTSAL BİR TOPRAK’
Birazda Adana’dan konuşalım. Sizler gibi önemli isimleri yetiştiren Adana ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?

Adana benim için kutsal bir toprak. Burada doğdum, burada büyüdüm. Edep, ahlak, töre yaşam biçimi ile Adana’nın her türlü yaşam bicini yaşadık. Bundan zerre kötülük görmedik. Sevgi bağı; bir sokakta, bir mahallede; mahalle namusu, “mahalle şerefi, mahalle yardımlaşması” diye geçerdi. Herkes darda olana koşar, darlığını giderir… Neşesi olanla da gider oynar keyif ettirir… Yolda yalnız kalırsa peşine takılır, yalnız bırakmazdı. Adana böyle bir muhitti. Adana aynı zamanda sanatsal yapısı itibariyle de mümbit bir toprak. Adana’dan çok sayıda yazar, sanatçı şair, bestekâr yetişti. 

‘BAŞKAN KARALAR’A MÜTEŞEKKİRİM’
Adana Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı’nda isminiz kaldırılmıştı. Başkan Zeydan Karalar adınızı tekrar oraya verdi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Başkan Karalar’a bu davranışı için sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Beni tarihe taşıyacak bu yaşam güzelliğini verdikleri için kendisine müteşekkirim.
 Son olarak genç kuşaklara neler tavsiye edersiniz?
Gençliğe tavsiyelerimizi ettik, ediyoruz, uğraşıyoruz.  Gençlik kendi içerisinde eğer kendisini lanse edecek, menfaat elde edecek bir çalışma yok ise işine gelmiyor ve çalışmıyor. Bu söylediklerimizin hepsini her fırsatta onlara aktarıyorum. Bilimsel olarak çalışmayı artık kabul edemiyorlar. “Ben sahneye çıktığımda, rast veya uşak makamının yapılışını mı soracaklar?” diyorlar. O zaman sen şarkıcısın. Bir kişiye müzisyen diyebilmek için bilimsel olarak bir şeyleri öğrenmeleri gerekiyor. Maalesef buna yanaşmıyorlar. Çok tavsiye ettik. Ama bu hale geldi. “Bu halk, beni dinlemek için göbek atmamı istiyorsa, ben göbek atarım.” dediler. O zaman bize de “Sen bilirsin” demek düşüyor.

KUTU…KUTU…KUTU
Ali Şenozan kimdir?
1939'da Adana'da doğdu. Ortaokul sıralarında musikiye başladı. 1958'de İstanbul Belediyesi Konservatuarına girdi. 1966'da TRT'ye girdi. 1979 yılında şef oldu. TRT Merkez Denetim Kuruluğu ve TRT Repertuar Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. 2004'de emekli oldu. 1956 yılında başladığı beste çalışmaları devam ediyor.
 

Reklam Alanı

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER