NE OLURSAN OL YİNE GEL - Ata Ivak

30 Haziran 2020 Salı

Sanatı, insanları, doğayı seven bir sanatsever olarak, son zamanlarda üzüldüğüm ve sizler kadar kınadığım bir konu var: Irkçılık. Adı kendisinden daha kötü olan, asla tarif dahi etmek istemediğim bir şey bu benim için. Hayatım boyunca genç yaşlı, siyah beyaz, Latin Asyalı; hangi milletten olursa olsun bütün insanlara saygı duygum ve sevdim .

Yetiştiğim ailemden aldığım değerlerle  birlikte işim gereği de bütün hepsini sarıp sarmaladım ve kapılarımı sonuna kadar açtım herkese.  Sanatın en güzel kolu olan dans herkese kucak açar çünkü. Kimseyi kimseden ayırmaz. Bunun dini, dili, ırkı, rengi, medeni hali yoktur. Hepimiz aynı pistlerin aynı adımların insanlarıyız. Duyduğumuz bir melodi bizi bir anda aşka getirir bir anda birleştiriverir. Aynı gökyüzüne baktığımız müddetçe de dans bizler için devam edecektir, hangi milleti temsil edersek edelim…

Bugünlerde gazete ve kitap okumayı bırakmadım; ancak haberleri izlediğimde gerçekten üzülmeye başladığımı fark ettim... Fransa’da, İtalya’da, Amerika’da özellikle ırkçılık haberlerinin, olayların ardı arkası kesilmedi. Daha henüz bunlar tazeyken geçtiğimiz hafta Kanada’dan hiç beklemediğimiz bir haber geldi. Konu yine maalesef aynıydı. Sonuç ise yine beklediğiniz gibi aynı. İnsanlar haksız yere yaralanıyor, üzülüyor, kırılıyor ve en önemlisi bunun elle tutulur bir sebebi olmadığı halde bunlar yaşanıyor.

Bugün geçmiş yazılara ve makalelere de bakacak olursanız. Bunu bir virüs olduğundan bahsediyorlar. Geçmesi gereken ancak nesillerden nesillere atlayan bir hastalık olarak tanımlıyorlar. Ne acı… Halbuki hepimizin birbirimize ihtiyacı var.  Doğada, sanatta nasıl bir denge ve ahenk varsa, insanlar arasında da bir denge olduğuna inanıyorum. Tanrı hiçbir şeye boş yere yaratmadı bence. Bu yaşananlar insanların kötü geçen sınavı oldu. Ben böyle tanımlıyorum. İnsanların ölümüne sebep olanlar, onları yaralayanlar ( sözle ya da fiziksel olarak... bence ikisinin de farkı yok), hep sınıfta kaldılar.
Şunu unutmayın hiç kimse doğduğu yeri, doğduğu aileyi ve doğduğu milleti kendi seçerek doğmuyor. Zaten böyle bir şeyin aksi olsaydı bile insanlar, dil din, ırk gibi kriterleri bir kenara atıp en mutlu olacakları yeri seçerlerdi emin olun. Bugün mutlu olmak isteyen, sağlıklı ve uzun yaşamak isteyen, kendiyle barışık olmak isteyen bütün insanlar dans etmeyi seçiyorlar. Bunu işimden dolayı söylemiyorum inanın. Burada senelerdir birçok konu işledim. Beni tanırsınız. Gerektiğinde öz eleştirimi gözümü kırpmadan yapan biriyim. Burada hakikaten kalpten konuşuyorum. Çünkü dünyayı sanat kurtaracak biliyorum.

İnsanları sevmeyi, doğayı sevmeyi, müzik dinlemeyi, resim yapmayı, müzik aleti çalmayı sevmeyi ve bununla beraber özel hayatında ve iş hayatında koşa koşa mutluluğa ve başarıya sizleri götüren başka bir şey var mı? Siz söyleyin. Ben düşündüm fakat bulamadım. Kendi alanımda sizlere sonuna kadar yardımcı olabilecek bir dans aşığı olarak şunu söyleyebilirim ki: Ben psikolog yada farklı uzmanlık alanı olan bir bilim insanı değilim. Ancak dansın bütün ruhları tedavi ettiğine tanıklık etmiş biriyim. Hayatlarının ve bedenlerinin inanılmaz değiştiğini söyleyen, hayatlarına güzellikler geldiğini söyleyen ve buna mutlulukla şükreden insanlar var etrafımda halen. Bende bununla mutlu oluyorum. Eğer sizlerde bunu istiyorsanız. Kapılarımız sonuna kadar herkese açık.

Sözlerimi Mevlana ya atfedilen ancak; Ebu’l Hayra ait olduğunu öğrendiğim o meşhur şiirin dizleriyle bitirmek istiyorum. ‘ Gel gel, ne olursan ol yine gel.’

Haftaya görüşmek üzere. Dansla kalın.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI