TÜKENDİK! - Ata Ivak

15 Şubat 2020 Cumartesi

Yaşam zincirinde her canlının bir yeri bir sırası, bir olasılığı, bir yaşama şekli var. Her şey bu doğal düzen içinde akıp gidiyor. Aslanlar, karıncalara fillere aynı şekilde saygı duyarken biz insanoğlu yaşarken hiçbir şeye saygı göstermiyoruz. Öyle bir yerleşmişiz ki bu dünyaya, ne doğaya ne havaya ne suya ne toprağa ne hayvanlara ne bitkilere saygımız var. Her şeyi yakıp yıkıyoruz. Oteller, fabrikalar inşa etmek için ağaçları kesiyoruz;  Hayvanları evlerinden ediyoruz;  Onların üzerinde deneyler yapıyoruz. Sadece deney yapmakla kalmayıp daha birçok yolla onları canından ediyoruz farkında olarak doğrudan veya dolaylı yollardan…  Bitkilerin, ağaçların doğal düzen içinde, zaten bizim dünyamız üzerinde yaşama şansı yok. Öyle bir kesmişmişiz ki yaşama şanslarını dört bir koldan, deprem olunca, kuraklık olunca, toprak kaymaları yaşanınca ne yapacağız şimdi? “Bizi kim kurtaracak” derdine düşüyoruz.

Ya da “Neden bunlar oldu şimdi?” diye birbirimize soruyoruz. Hani filmlerde dünyayı istila eden uzaylıların insanlara ve dünyaya yaptıklarını görünce dehşete kapılıyoruz, korku ve endişe dolu gözlerle izliyoruz, tuhaf hissediyoruz ya kendimizi… İşte doğa ana, hayvanlar, bitkilerde bugün insanlara bakınca aynı şeyi hissediyorlar. Bunun ne anlama geldiğini sizlere ancak böyle bir örnekle verebilirim. Çünkü anlayış denen şey maalesef bizde yok. Yapımızda yok böyle bir şey.  Hala kırıp döküyoruz hala bencilce zarar veriyoruz.

Kesiyoruz, parçalıyoruz, deneyler yapıyoruz, amaçsızca yerleşiyoruz. Biz bunlara devam ediyoruz. Biz ezelden beri insanoğlunun varlığından beridir bu şekilde yaşıyoruz evet. Ancak eski den doğa ana daha güçlüydü, onun üzerindeki kredimiz o kadar fazlaydı ki. Yaz aylarında saatlerce güneş altında kalabilirdik. Ne kanser tehlikesi vardı, ne başka hastalıklar… Her türlü sebzeyi meyveyi yediğimizi, özellikle taze taze ağaçlardan kopardığımız meyveleri iştahla yediğimizi hatırlıyorum. O meyveleri yerken yada keserken bile doğal nefis bir koku yayıldığını hatırlıyorum etrafa… Şimdi artık doğru düzgün meyve veren ağaç da kalmadı. Hep ilaçla suni yollardan bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.  Tarım ve hayvancılıkta aynı şekilde etkilendi tabiki. Onları anlatmama gerek yok. Zaten yediğimiz içtiğimiz şeylerden artık sizlerde bu gidişatı anlayabiliyorsunuz. 

Şimdi bu doğa olaylarının, fırtına, deprem, seller, hatta ve hatta virüslerin ortaya çıkmasının her felaketin daha da artmasının önüne geçemiyoruz. Neden? Çünkü doğa ana üzerindeki kredimiz tükeniyor. Biz tükettik evet. Biz yok ettik, bu doğallığı, bu saflığı, bu temizliği, maalesef biz mahvettik. Şimdi elimizdeki teknolojiyle o yıllardaki verimi, sağlığı, güzellikleri, bulmaya tekrar canlandırmaya çalışıyoruz. İşimiz o kadar zor ki, size bunu tarif edecek kelime arıyorum. Bulamıyorum.

Büyük annelerimize, dedelerimize bakıyorum. Onlar neredeyse bugün kırk yaşına gelmiş bir yetişkinle aynı derecede sağlıklarından şikayet ediyorlar. Sebebi de her şeyin en güzelini en doğalını en kendisini yedikleri, içtikleri, yaşadıkları ve en önemlisi soludukları için… Onlar o kadar şanslıymış ki, anlattıkları kısa hikayeleri hayretler içinde dinliyorum. Mesela eve gelen bir meyve kesilip yenmeden evvel, yani daha keserken etrafına müthiş bir koku yaydığını anlatıyorlar.

Sanki parfüm kokusu gibi… Ben bugün hiç kimsenin pazardan aldığı bir meyveyi doğradıktan sonra böyle bir şeyi yaşadığını düşünmüyorum.  Çünkü yok. O zamanlar varmış. Bunun gibi daha öyle fazla,’ ah keşke’ diyeceğiniz şeyler anlatıyorlar ki, gerçekten insan imreniyor.  Bizler bunları yaşayamadık. Yaşayamıyacağızda; tek dileğimiz elimizde kalan varlıklara sahip çıkmaktır. Daha sağlıklı daha güzel günler için ve en önemlisi çocuklarımıza güzel bir dünya bırakabilmek için elimizdeki kaynakları, doğal güzellikleri korumak ve geliştirmek dileğiyle…
Sağlıkla ve sevgiyle kalın. Haftaya görüşmek üzere…

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI