‘‘ALTAY DAĞLARI’NIN NEFESİ OSMAN BATUR’’ - Av. Gökalp Kayacan

25 Nisan 2019 Perşembe

 Türkçemize farklı şekillerde tercüme edilse de, hakiki ismi Silumalı Ospan (İslamoğlu Osman)‘ dır, yaman yiğidimizin ağababası İslam Bey’dir ve hanım annesi Gayşa(Ayşe) Hatun’dur. Osman İslamoğlu; Doğu Türkistan’ın Altay ilinin, Köktogay ilçesinde bulunan Aral yaylasında, 1899 tarihinde hayata gözlerini açmıştır ve Kazak Boyu’nun, Orta Cüz Kolu’na mensup bir Türk’tür. Osman İslamoğlu 12 yaşına değin muhtelif harp tekniklerini ve Türk harsını/ekinini öğrenerek tekamül etmiştir, hakkında erginlik çağı ile ilgili müteaddit rivayetler/tevatürler bulunmaktadır ve bunlardan en meşhuru; ailesinin atlarını çalan beş hırsızı kovalayarak günler sonra yakalaması ve köyüne getirerek babasına teslim etmesi hadisesidir.
    Bunun üzerine yağız Osman; “Her boy’a bir uslanmaz gereklidir, yoksa o boy’a saygı olmaz, bu boy’un da uslanmazı sensin” iltifatına mazhar olmuştur. Bilahare Böke Batur’un dikkatini çeken, çekik gözlü mert Osman, böylece ‘Batur’ olma yolunda ilk adımını atmıştır. Osman Batur; Böke Batur’un ordusunda tez vakitte inisiyatifi eline almıştır ve cengaver yapısı ile çerilerin itimadını temin etmiştir. Çinlilerle yaşanan muharebelerden birisinde Böke Batur şehit düşmüştür ve yapılan ‘Önderlik’ seçimini kazanan Osman Batur, Doğu Türkistan İstiklal Hareketi’nin yeni ‘Lideri’ olmuştur.
    ‘Derin Vadilerin Kartallı Yamaçlarında Bir Atlı Olan Osman Batur’; Çinlilerin teslimi silah taleplerini reddetmiştir ve “Bugün pusatımızı alan Çinliler, yarın canımızı de alacaktır” kelamı ile haklı mücadelesinden taviz vermemiştir ve dahi serdengeçtileri ile birlikte, ‘Kızıl Çin’e karşı bayrak açmak suretiyle Doğu Türkistan’ın hürriyeti için şedit şekilde gaza etmiştir. ‘‘Kür Şad’ ın torunu Osman Batur’’, Altay Dağları’nın eteklerinde alçak irtifada seyreden Çin uçağını, kement ile düşüren efsanevi bir kahraman olarak Türk Milleti’nin gönlünde taht kurmuştur.
    Osman Batur; 1944 senesinde Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni resmen ilan etmiştir ve Reisicumhur olarak Ali Han TÖRE Bey’i vazifelendirmiştir, dolayısıyla Kür Şad Ata’nın kininin davacısı olduğunu cihana ispatlamıştır. ‘Altayların ve Doğu Türkleri’nin Ongusu Osman Batur’, başşehir Urumçi’ yi ele geçirmek için taarruza başlamıştır ve Manas Nehri kıyısında Çin ordusu ile karşı karşıya gelmiştir. Bu esnada Reisicumhur Ali Han TÖRE, SSCB ajanları tarafından kaçırılmıştır haliyle Türk Ordusu dilemma yaşamıştır. Bilahare SSCB diktesi neticesinde ‘Kuomintang’ ile Doğu Türkistan Cumhuriyeti arasında kolektif olarak ‘Sincan Hükümeti’ tesis edilmiştir, böylece ‘Doğu Türkistan Cumhuriyeti’, Çin’den müstakil ve fakat Çin’e bağlı/bağımlı bir Devlet haline gelmiştir, neticeten harp sahasında iktisap olunan haklar diplomasi masasında zayi edilmiştir.
    Osman Batur, bu politik türbülanstan ırak şekilde, ‘de facto’ olarak mücadelesini devam ettirmiştir ve Kazak Türkleri’nin iskan edildiği bölgeleri de 1945 senesi itibarıyla Çinlilerden kurtarmıştır. ‘Civanmert Türk Osman Batur’, Ekim 1945 ile Şubat 1947 yılları arasında Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin; Mülki, İdari ve Askeri Amiri unvanı ile Valilik yapmıştır ve 1949 senesine kadar Doğu Türkistan Koalisyon Hükümeti Asli Üyesi olarak layık-ı veçhile vazife ifa etmiştir. Türklerin hürriyetine sahip çıkması ve SSCB tesirini bertaraf etmesi, Çin hükümetinde telaş meydana getirmiştir. Bunun üzerine Çinliler, bölgeye 500 bin kişilik devasa bir ordu sevk etme kararı almıştır, bu sebepten dolayı askeri birlikleri ciddi zayiat vermeye başlayan Osman Batur, kendisini bir yalnızlığın içinde bulmuştur.
    Osman Batur’un nihai mukavemet mevzisi ‘Gez Kurt Dağları’ olmuştur, kış mevsiminin çok çetin geçmesi hasebiyle Gez Kurt direnişi de maalesef sonlanmıştır, Çinlilerin kurduğu bir pusuda, Osman Batur‘un kerimesi Azapay Hatun da dahil olmak üzere 1000 kadar Türk esir düşmüştür. Osman Batur, maiyetindeki son 40 çerisi ile birlikte ‘Tutsak Kurtarma Harekatı’ düzenlemiştir ancak muvaffak olamamıştır ve 18 Şubat 1951 günü Çinlilerce teslim alınmıştır. Osman Batur, Tuan-Huang şehrine götürülmüştür ve formalite icabı ihdas edilen mahkemece “Devrim ve Halk Düşmanlığı” cürmünden dolayı mücrim ilan olunmuştur ve de maatteessüf kalleşçe şehit edilmiştir.
    Çinli askerlerce teşekkül olunan idam mangasının huzurunda sarf ettiği sözler, Osman Batur’un ölümü yendiğini ve ölümsüzleştiğini göstermesi bakımından takdire şayandır. Ulu Türk, kurşuna dizilmeden evvel; ‘’ben öleceğim ancak acun var oldukça, milletim savaşmaya devam edecektir’’ demiştir ve kelime-i şehadet getirerek ruhunu teslim etmek için beklemeye başlamıştır. Bu sırada bir tabii afet vuku bulmuştur ve tufan meydana gelmiştir, derken idam mangası toz bulutunun içinde kalmıştır ve ‘’ilahi’’ şekilde imha olmuştur. Bu vaka neticesinde şok yaşayan Çin birlikleri, Osman Batur’un mübarek bir zat olduğuna kani hale gelmiştir ve fakat bir müddet tehir olunan infaz, ne yazık ki Pekin’in kati emri ile gerçekleştirilmiştir. Şayia odur ki; Osman Batur şehit edildiği esnada, semada ‘Allah-u Ekber’ nidaları yankılanmıştır ve bu hususu ‘Doğu Türkistan Uleması’; ‘’o gün Cebrail Aleyhisselam başta olmak üzere bütün melekler tekbir getiriyordu’’ şeklinde tefsir etmiştir.
‘’Yusuf Türk’ün adına destan kılan,
Namını anmalı geride kalan,
Hürriyet için Çin'de şehit olan,
Kür Şad' ın torunu Osman Batur'dur.’’

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI