Sabrın  Gücü - FIRAT UZER

25 Ocak 2020 Cumartesi

Sabır anlam olarak olmuş, olacak ya da halen devam eden bir eylem içerisindeyken o şeye karşı telaş göstermeden, sakinlik korunarak bekleme durumudur. Biz insanlar yaşamımız boyunca birçok iyi ve kötü durumla karşılaşırız. Şöyle bir düşündüğümüzde birçoğumuzun iyi olaylarla birlikte kötü olayları da yaşadığını görmüşüzdür. Aslında bunlar tecrübe yolundaki olumlu ve olumsuz yaşam biçimimizdir.

Bazılarımız tüm kötü olayların kendi başına geldiğini düşünüp, tüm bu olaylara karşı sabırlı olmayı deneyeceğine maalesef isyan etmeye meyilli olmuştur. Ve sonuç olarak bu tip insanların en çok yıpranmış taraf olduğunu görür ve bu yıpranmışlığın aşılabilecek olaylarda dahi yorgunluğun, bununla birlikte sabırsızlığın bir esareti olduğunu görürüz.
Özellikle toplumumuzu düşündüğümüzde sabrımızın giderek azaldığını görüyoruz.

Evet, beklemek birçok konuda zor olabilir ama sabırsızlıklarımızın verdiği zararları düşündüğümüzde artık bir önlem almanın gerekliliğinin önemini görmeye başlıyoruz. Sabırlı olmak aslında hayatta oluşabilecek tüm engeller karşısında güçlü olmamızı da sağlamaktadır. Atasözlerimiz sabrın önemini gerçekten çok iyi bir şekilde anlatmaktadır. “Sabreden derviş muradına ermiş”. Gerçekten muhteşem ve bizim hayatımızda pusula olabilecek bir söz.

Peki, bizlerin madem pusulası elinde biz neden sabırlı olmayı başaramıyoruz. Ve aslında en önemlisi sabırsızlığımızın olumsuz bir döngüye dönüşmesini engellemek için hiçbir çaba göstermiyoruz. Bu döngü bizi hem kişisel hem de psikolojik olarak geriye götürmektedir. Oysa hepimiz bu hayatta güzellikler yaşamak isteriz. Bu güzellikler içinde çaba göstermek gerekmektedir. Bu güzelliklere de ancak sabrederek ulaşabiliriz.

Sevdiğim bir hikâye aslında öylesine güzel anlatıyor ki sabrı. Genç adam bilgeye der ki; 
-“Üstat; ben de senin gibi bir bilge olmak istiyorum. Ama çabuk olmam lâzım. Bir sürü işim var. Hadi beni çok bekletme; beni kısa yoldan bilge olmanın yoluna götür.”
Bilge der ki;
-“Peki; sana bilgeliğin yolunu öğreteceğim. Ama bir şartım var. Önce sabırlı olmayı öğrenmelisin. Bunun için karını ve çocuğunu bırakıp bir kaç yıl benim yanımda kalman gerekecek.”

Genç adam sinirlenerek oradan ayrılmak ister. Ama bilgenin onu umursadığı bile yoktur. Bilge adamın gidip gitmemesi ile ilgilenmemektedir. Çünkü bu çok meşakkatli bir yoldur. Her önüne gelen asla “Bilge” olamamaktadır. Bunun için insan yorulmalı, yoğrulmalı, türlü türlü haller görmüş olmalı ki gerçekten bilge olabilsin; herkesin derdinden, dilinden anlayabilsin. Bilge bunun için yıllarını vermiştir ve acelesi olan birisi ile bunu tartışma konusu bile yapmamaktadır.
Genç adam, bilgenin teklifini kabul eder ve onun yanında kalmaya başlar. Her gün kalkar çiftlikteki işleri yapar, bulaşık yıkar, etrafı toparlar ve akşam birlikte oturur yemeklerini yerlerdi. Arada bir bilge, genç adama öğütler verir ve sabırlı olmasını söylerdi.


Aradan tam 3 yıl geçtikten sonra genç adam, artık öğretisinin ne olduğunu sorar bilgeye?
-“Eh artık… Bu kadar yeter. Neyi öğreteceksen öğret de, ben artık yuvama döneyim.”
Bilge;
-“Sana öğrettiğim şey “Sabır” idi. Sen artık sabır etmeyi öğrendin. Sabır kadar kârlı bir iş yoktur.” der ve gülümser.
Adam sinirlenir ve akşam akşam kapıyı sertçe çekerek bilgenin çiftliğinden uzaklaşır. Giderken kendi kendine “Şu adamın yanında 3 yıl kaldım. Benimle alay eder gibi ‘sabır etmeyi öğretmişmiş’ diyerek akşam karanlığında evinin olduğu köye varır.
Evinin penceresinden baktığında beyninden vurulmuşa döner. Kan beynine sıçrar. Hemen duvardaki tüfeğini alıp karısı ve içerde onun kucağında gülüşen genç sevgilisini vurmaya karar verir. Ama bir dakika… Bilge ona sabır etmeyi öğrettiğini söylemişti. En azından beklediği 3 yılın hatırına da olsa bir kaç dakika beklemeye karar verir.
10 dakika kadar pencere kenarında olan biteni dinlemeye ve izlemeye koyulur. İzledikten sonra “Aman Allah’ım” diye irkilir. Evet; bu onun 14 yaşında bırakıp gittiği oğluydu. 3 yılda öyle bir boy atmıştı ki; babası onu öylece görünce karısının sevgilisi sanmıştı.

 Adam içinden şöyle dedi:
-“Ey bilge; eğer sen bana sabır etmeyi öğretmeseydin, ben şimdi bir evlat ve eş katili olabilirdim. Bu öğreti değil 3 yıl beklemek, 40 yıl beklemekten evlâdır.” Daha sonra içeriye girer ve karısı oğluna seslenir: “Oğlum koş, bak baban geldi işte!”

Sabır etmek bize çok şeyler kazandırır. Kazandığımız şeyin ne olduğunu belki o anda idrak edemeyiz. Ama kazandığımız şeyi daha sonra idrak etme şansımız vardır. “Öfke ile kalkan zararla oturur” sözü doğru bir sözdür. Ve sabrın gerçekten tamamlayıcısıdır.

Hayata bir sefer geldiğimi düşündüğümüzde lütfen ama lütfen sabrın yaşamın en önemli parçalarından biri olduğunu kabul edelim. Bir kaç saniye düşünelim ve tekrar tekrar artık daha sabırlı bir insan olacağımızı kodlayalım. Ve sonrası mı inanın daha iyi bir siz ortaya çıkacak.
Şimdiden bol sabırlı ve mutlu günler dilerim.


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI