Sözümde, sevdamda yarıda kaldı..! - Kenan DOĞAN

5 Kasım 2019 Salı

Gideceği yerin büyüsü olduğunu düşünüyor, zamandan ve mekandan ayrı bir alan olarak görüyordu. Sıyrılmış kınından keskin bıçak misali, dert olarak gördüğü yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmayı hedefliyordu. Burası dertle, kederle ve dışarı belli etmesede içine akıttığı gözyaşlarıyla doluydu. Hızlıca aldığı kahvehane ve ev arasındaki mesafede, dilekçeyi verdikten sonra iş arkadaşlarının emekliliğini duyması muhtemeldi diye düşündü. Dilekçeyi verir vermez aynı günün akşamı yola çıkarak insanların kendisine soru sorma ihtimalini berteraf etmeyi amaçlıyordu. Mevcut yaşamında bulunan herkesten ve herşeyden uzaklaşarak araya sadece mesafe kelimesini koymak istiyordu. Özleyecekleri var mıydı, bilmiyordu!

Çok özlediği olmamıştı. Sadece kendisinden ve yüreğinden koparılanlar için özlemi hissetmiş, bu duygusunun üstü de hastalıklı bir bedenin kireçlenerek derinlere gömülmesi gibi aniden yok edilmişti. Neye uğradığını şaşıran aklı ve duyguları ruhunun yorulmasına, şirazesinden çıkıp tedavilik bir halde oradan oraya çırpınmasına neden olmuştu. Dar bir kıskacın içinde kendi kendini yiyip tüketen bu hal, onu yaşamdan koparmıştı. 
İçten içe yakındığı fakat dillendirmeyip çözmeye çalıştığı her ne oluyorsa daha da büyüyerek, yetilerini erozyona uğratıp heyelan misali üzerine çöküyordu. Sevgi sözcüğünü hissettiği ve yaşadığı gençlik yıllarının ilk zamanlarının ötesinde artık her şeyi sorunsallaştırıyordu. Yemeyi içmeyi ve bazı zamanlar parçalamaya başladığı yaşamın tümünü sorun olarak görüyordu. Buradan; eli yüzü temiz bir canlı kendini yaşamda her gün belirgin kılsada, sağlıklı bir yapı ortaya çıkmasını beklemek olanaksızdı. 

Eve yaklaşmış, gözleri el sallayıp selam verenleri görmemiş, kulağı hiçbir şeyi duymamıştı. Kafasında binlerce çiçek bezeli ovalarda özgürlüğü tatmayı, nefesi kesilinceye kadar koşmayı, güneşi eliyle yakalayıp karanlıkları aydınlatmayı düşlüyordu. Düşleri bir ömürlükte değildi. Düşleri bazen bir çiçek kadar kırmızı, bazen bir başak kadar altın sarısıydı. Her ruh haline göre renk değiştiren bu anlara denk gelmek ya da renk geçişlerini hissetmek mümkündü. Bu anların yüzünde yarattığı anlık değişimlerin dış yansımaları saniyelik olsada insana bazen ürkütücü bazen üzücü geliyordu.
Eve ulaşmış ve ayakkabılarını hızlıca çıkarıp içeri girmişti. Eşi hoş geldin desede, ne onu duymuş ne de görmüştü… Eline bir kağıt bir kalem alıp gidişine birkaç cümle sebep bulmaya çalıştı. İçinde baş edemediği huzursuzluk oradan oraya hareket etmesine ve bu hareketliliğin huzursuzluğunu atmasına vesile olduğunu sanıyordu. Oysaki hareketi arttıkça panikliyor, huzursuzluğu büyüyordu. Bir el uzatılmadan, destek olmadan eşgüdümlü işleyen bir sarmalın içinden çıkması maaalesef imkansızdı. Emeklilik dilekçesini güvenceye alıp hareketliliğini sürdürdü. Sebep bulmayı beceremeyeceğini anlaması pek uzun sürmedi. Buna sinirlendi ve uzanıp uyuyarak gitmenin önünde ufak bir pürüz yaratacabilecek bu halinden uzaklaşmayı seçiyordu. 
Çoluk çocukla ilgilenmemesi sıradanlaştığından, evdekiler durumun normalin dışında bir hal aldığından bir haberdi… Ve durum öteden beri böyleydi. Gün geceye, gece güne dönmüş ve hedeflediği haftalık zaman dilimi sonunda gelmişti. Bugün personel işlerine gidip herkesten gizlediği saman kağıda yazmış olduğu dilekçesini verecekti. 

Bunun için bile kurgusunu yapmış, öğleden sonra dilekçeyi verecek, gören ve ne yapıyorsun diye soran olursa izin alıyorum diyecekti… Sonra sessiz sedasız ve akşamına bu şehrin üzerine yüklediği tüm olumsuzluklardan uzaklaşıp gidecekti. Bu bir gidişten öte bir kaçıştı. Hayatın gerçeklerinden, kendisinden, baş edemediklerinden, güçsüzlüğünden, elinden koparılıp alınanlardan, mevcut yaşamına ve yaşamındakilere uyumsuzluğundan ve içine akıttığı göz yaşlarından kaçıştı… Bu kaçışın geri dönüşü de mümkün görünmüyordu…
Dilekçesi ceketinin cebinde, kahverengi kösele ayakkabısıyla fabrika koridorlarını adımlıyordu. Her adımda daha önce kimseyi götürmediği baba ocağında ki yalnızlığına yaklaşıyor ve mozaik zemine kundurasının çıkardığı tak tak sesi çok yakışıyordu. O ana kadar adımları, kalbinin atış ritmiyle uyumluydu. Kapıya kadar geldi ve  kalp atışları artmıştı. Kapıyı çaldı ve aniden…

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI