RAHİBE TERRY VE ŞULE ÇET - MUSTAFA KEMAL EVREN ÇİĞİL

10 Şubat 2019 Pazar

‘’Görkemli bir düğünümüz olacaktı. Çünkü ben dini bir liderdim. Aile üyelerimizin yanı sıra dini topluluğumuzun üyeleri de düğüne katılmak için yola çıkmıştı. Ben ve nişanlım çok heyecanlıydık. Evleneceğimiz yer bize göre kutsanmış bir yerdi. Ve çok güzel bir gelinlik kiralamıştım.

Fakat düğünden önce nişanlımın kravatı dahil bazı kıyafetlerinin bizde kaldığını fark ettim. O nedenle evde birlikte kaldığım arkadaşım sabah kravatı götürebileceğini söyledi. Şafakla birlikte uyandık ve arkadaşımı otobüs durağına bıraktım. Arabayı park ettiğim yerde, dönüşte, başka bir arabanın kaputuna oturmuş bir adam fark ettim. Yanından tam geçiyorken beni ardımdan bir anda yakaladı ve üstüne oturduğu arabanın arka koltuğuna fırlattı. Arabanın içinde iki erkek daha vardı. Tüm çığlıklarıma rağmen sesimi kimseye duyuramadım. Onlara bugün benim düğünüm var, demem rağmen; içlerinden birisi; itaat et yoksa ölürsün, dedi. Öleceğimden emindim. Sırasıyla tecavüz etseler de mücadele ediyordum. Birisinin erkeklik organını ısırdıktan sonra beni hareket halindeki arabadan aşağı attılar.

Evimin kilometrelerce uzağındaydım. Kaçırılmış, tecavüz edilmiş, 6 saat geçmiş ve ölüme terk edilmiştim. Bulunduğumda yarı çıplak, üzerim kanlı, yüzüm ve vücudum morluklarla dolu, yara bere içerisindeydim.  Evlenmekten vaz mı geçti diye düşünen aileme örfi adetlerimizi bilen baş hemşire nereli olduğumu anlamış ve haber vermişti. O esnada ben ameliyata alındım. Yaralarım dikilirken, vücudum ameliyatla kendine getirilmeye çalışırken rahmime giren bıçak darbesi nedeniyle artık anne olmayacağımı söylediler.

Her şeye rağmen nişanlım beni terk etmedi. Düğünümüz yedi ay sonra yine de gerçekleşti. Onca zorluklarla mücadele ederken hep yanımda olan eşimin evlilikten iki ay sonra vefat etmesi ise hayatımın ikinci ölümüydü.

Tam hayata küsmüş, her şeyden uzaklaşmışken yıllar sonra bir doktor çıkageldi. Beni tedavi edip, ilgileniyordu. Randevularına gecikince kızıyor, kontrol ediyordu. O esnada bana olan ilgisini itiraf etti. Oysa ben hala yıkık döküktüm. Çocuk sahibi bile olamayacağımı söylemiştim. O da bana; çocuk sahibi olmak Rabbin takdiri, olamazsan da benim sana olan sevgimi ve ilgimi göstereceğim vakit daha fazla olur, dedi. Ve tekrar evlendim. Bir gün hastaneye acı içinde gittim. Rahmim acı verirken ve karnım ağrırken hastanede o mucizevi haberi aldım, hamileydim… Artık anne olacaktım. Enkazın altından artık bir gül çıkmıştı. Ve bahar gelmişti. Sonra diğer çocuğuma da hamile kaldım. Şuan iki çocuğum ve beni çok seven bir eşim var. Ama unutulmayacak yaralarım, izi geçmeyen anlarım, beni çok severken mezara yolladığım ilk eşim ve çabaları hala koynumda, hala gözlerimin önünde.’’

Rahibe Terry en azından hayata tutundu. Mucizeler gerçekleşti.

Peki Şule Çet?

Peki ya bizim ülkemizde? Tecavüzcü ve tacizciler sokaklarda cirit atarken, masum ve günahsız insanlar iftiraya maruz kalıp ceset haline getirilirken, çözüm ne olacak?

 Okumuş insanlar, adli tıp uzmanları, karar mercileri, sözde tanıklar algı oluşturup neredeyse mağdurları haksız ilan ederken çözüm ne?

Suçlular kendini gizlerken, zalimler kendini saklarken, ardından gücü olanlar kendisini her platformda anlatırken çözüm ne?

Şule Çet geri gelecek mi? Bizde mucize olmaz. Marifet zalimlerde.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI