Kutlu Ülkenin ve Ülkünün Şairi: Dilâver Cebeci... - Muzaffer KOLİK

9 Aralık 2019 Pazartesi

“Çöller aşkın zirvesi, çöller Mecnûn’un yurdu, Küstah akıl başını çöllerde taşa vurdu... Keşke bir altın çağda yeryüzüne gelseydim, Çöllerin bildiğinden ben de biraz bilseydim! Görklü güneş titrerken bir kılıcın ucunda, Mucizeler şavkıdı muhabbetin burcunda...”

‘Umulmadık bir yönden, bir gün çıka gelirim…’

Çağdaş Türk şiirinin güçlü şairlerinden Dilâver Cebeci, yaşadığı kalp krizi sonucu, 11 yıl önce uçmağa vardı. Bestelenen, “Türkiye’m” ve “Sultanım” isimli şiirleriyle tanınan Dilaver Cebeci, Türk ve İslâm terkibinin yiğit, yiğit olduğu kadar da edebî ve estetik bir şairi idi. Onun duygu ve düşünce dolu, ılgar şiir atları aşk coğrafyasından, kültür coğrafyasına, bütün Türk-İslâm havzasına doğru kanatlanır. Buradan bize dair esintiler, güzellikler devşirir ve insanımıza sunar. Yokluğu, Türk fikriyatı için de, Türk edebiyatı için de, Türk şiiri için de, büyük bir kayıptır. Ama neylersin ki, ölüm herkesin başında ve “her canlı ölümü tadacaktır.” 

Türk milletinin, Türk edebiyatının, hepimizin başı sağ olsun. Allah gani gani rahmet eylesin.
Konu şair olunca, söze şiirle başlamak gerekir...
“Ne Mutlu Türküm Diyene” şiirindeki millî tema ve edâ seslendirilirken; 
Gönül verip gökte aya/ Yoldaş olup yele suya/ Selâm doğudan batıya/ Ilgar ile yürüyene
“Ne mutlu Türküm diyene”

Hür insanlar ülkesinde /Kulağı ezan sesinde/ Ay-yıldızın gölgesinde/ Nöbet tutup baş eğene
“Ne mutlu Türküm diyene” ÜLKÜSÜ AŞKI, AŞKI ÜLKÜSÜDÜR
Bir şiirinde, “Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını/Bir de seni seviyorum” der. Onun aşkı ülküsü, ülküsü aşkıdır. Aşk ve aşkınlık... O, 70’li yılların o meşhur sloganı ile ifade edersek, “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” bir şairdir. Türk-İslâm terkibini kalbinde ve beyninde yaşayan, sonra da okuyucuya yaşatan şairdir. Bu cevheri, bu mânâ iklimini özümseyen, onun ilmini ve ahlâkını rûhuna, genetiğine katan insandır. 

“KIRKÜÇ’ÜN ÇOCUKLARI”

Kimi zaman yiğitçe ümitli, kimi zaman mahzun ve kederlidir: 

Kendi kuşağını anlatan, “Kırküç’ün Çocukları” isimli şiirin son dörtlüğü şöyledir: “Biz kırküçün çocukları, aşktan yanayız/ Eski seccadelerde kalmış duâyız/ Bu, çileden çıkmış şehirler ortasında/ Kelepçeler alırız, kelepçeler satarız...” Bu mısralar, 12 Eylül ve sonrasının siyasî, sosyal atmosferini çok iyi anlatır.  Bu ülkeye gönül veren çocuklar, o yıllarda büyük bir trajedi yaşadı. Zamanın ifadesiyle, “Testiyi taşıyanlarla, testiyi kıranlar” aynı eziyete, aynı zulme uğratıldı. Ama onlar, ne eseflendi, ne de ağıt yaktı yitik yıllarına. Çünkü onlar, “Vatanım, ha ekmeğini yemişim, ha senin için kurşun!” diyebilen ideâl, yürekli, fedakâr ve delice sevdâlı bir nesildi. Ne yazık ki, ağyar cepheden sert esen Eylül rüzgârı, bu fikri, bu duyguyu hem gönüllerden, hem de vatan sathından sildi...
Yine de, şair hiç bir zaman yenilgi psikolojisine kapılmadı. Ağıt yakmadı arkalarından, aksine onların bu soylu-yiğit yenilgisini cesur bir yürekle kutladı ve kutsadı: 
“Şimdi güvercinler geçer üstünüzden/ Selâmsız, kavgasız, töresiz…/Acı rüzgârlarda saçlarınız savrulsun/ Işık düşünceli çocuklar, canım çocuklar!/ Yenilginiz kutlu olsun!” 

NOT: Türk ve İslam ülküsünün bayraktarı Dilaver Cebeci’nin uçmağa varışının 11. Yılı, Gök Tanrı kutlu kılsın.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI