YAZMAK YAŞAMAK MI? - Muzaffer KOLİK

10 Şubat 2020 Pazartesi

İnsan bir noktada, ne olduğunu görebilmek için, şu soruyu sorabilir gibime geliyor; yazmak yaşamak mı? Yaşamak yazmak mı?
Ya da soruyu şöyle çevirirsek: İnsan(yazar) yaşadığını mı yazar? Yazdığını mı yaşar?  Evet, bu öteden beri edebiyatımızda tartışılagelen bir konudur. Yıllar önce, Oktay Akbal, yazılarında bu konuyu sık sık gündeme getirirdi. Hatta yazdığı bir kitabın adı da “Yazmak Yaşamaktır’’tır.

Oktay Akbal, konuyu irdelediği bir denemesinde şöyle seslenir: Yaşadığını yazmak ya da yazmamak diye bir konuyu tartışmak bile gereksizdir, bence…
Herkes yaşadığını yazar; tıpkı herkesin kaderini yaşaması gibi. Yaşadığı, yaşamadığı tüm sözcükler neyi kapsıyor? En büyük gerçekçi yazarlar, yaşamları ile ilgili konuları yazmışlardır. Hiç bilmediği bir konunun, içine hiç girmediği bir çevrenin, hiç tanımadığı insanların yaşamını nasıl yazabilir bir kişi?
İmge gücü de sınırlıdır. Hem imge ancak daha önce bilinen, öğrenilen bilgilerden yararlanır, hem de ileri aşamalara götürülen bir yaşanandır…
İmlediğimiz gibi, bunun karşıtı da yazdığını yaşamaktır, kanaatimce…

Bu, edebiyatın ‘doğru’ sunu içerir mi?

Sanmıyorum…

Edebiyatın kaynağı yaşama dönüklüktür, diyebilir iz…
Oradan ağıt yakarak, ağıp gelenler şekillendirir; yazarın öngörüsünü, dönüşümünü, düşünü, iz düşümünü, dünyasını… Karslı Ozan Aşık Şenlik'in dediği gibi "Ben severim okuyanı yazanı..."
 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI