İnsanlar mı değişiyor? - PROF. DR. AHMET. Y. AKTAŞ

10 Ocak 2019 Perşembe

Milenyumla birlikte dünya değişirken, Türkiye de, değişimden uzak kalabilir miydi?

Soru şu: Nasıl bir değişim? Bizi, ekonomik-toplumsal-ekinsel daha ileriye götüren bir değişim mi ya da daha demokratik, daha eşitlikçi, daha mutlu, daha özgür, daha insancıl, daha ahlaklı bir toplum yolunda mıyız? Yoksulluğun azaldığı, kuzu ile kurdun kucaklaştığı özlenen bir toplum yapısına doğru mu gidiyoruz?

KONDA adlı kuruluş, 2008 ile 2018’i karşılaştırıp son on yıla ışık tutan bir araştırma yapmış, sonuçlarını okumak ister miydiniz? İlginizi çekeceğine, yüzde yüz güvence veriyorum. Üç dakika, zaman ayırıp lütfen okuyunuz!

 

Türkiye’mizde “dindarım” diyenler, giderek azalmış. Yüzde 55’ten % 51’e düşmüş. Düzenli oruç tutanların oranı da, yüzde 77’den yüzde 63’e inmiş. Türban takanların oranı ise, yüzde 13’ten, dokuza gerilemiş. Sofu olduğunu söyleyenler, on yıl önce yüzde 13 iken, bugünlerde yüzde ona düşmüş. Neden acaba, düşünmeye değmez mi?

Özce, toplumda, türban takanların oranı, dindarım, sofuyum, düzenli oruç tutarım diyenler giderek azalmış.  

Buna karşılık, “inançlı” olduğunu söyleyenlerin oranı azalmış mı, artmış mı bir bakalım: Yüzde 31’den yüzde 34’e çıkmış. Herhalde inanç deyince, yalnızca dinsel inanç anlaşılmıyor. İnsan, din dışında kimi şeylere de, inanıyor olmalı, diye düşünülebilir.

 

Şu sonucu, nasıl yorumlayacağız? “Muhafazakarım” diyenlerin oranı yüzde 37’den 43’e yükselmiş. Düzenli namaz kılanların oranı ise, yüzde 41’den 43’e çıkmış. Bu verilerle çelişmeyen başka bir gerçek de şu: “Modernim” diyenlerin oranı da, yüzde 32’den, yüzde 29’a düşmüş. Eşsöylemle insanlar, modernlikte de, aradığını bulamamış.

Dinsel anlayış ve tutumlarda şöyle bir hareketlenme var: Dindarlık, sofuluk, türban  takanlar, düzenli oruç tutanlar ile modernite eğilimi azalırken, inançlılık, tutuculuk, düzenli namaz kılanlar biraz artmış. Dinsel kurallarda, kafa karışıklığı ete kemiğe mi bürünüyor?

Bu verilerin ışığında, başka bir görüngüye (fenomene) göz atalım: Kendisini “ateist” olarak niteleyenler, üç kat artarak yüzde 1’den üçe sıçramış. İnançsızların oranı da, yüzde birden, yüzde ikiye çıkmış. Siyasal İslam’ın her şeyi denetlediği bu katı ortamda, başına bir şey geleceğini bilerek çekinmeden, “ateistim” demek,“inancı olmadığını” dillendirmek, dürüstlüğün, yürekliliğin bitmediğine değgin bir işarettir. Özce, bir yanda tutucu değerler yükselirken, bu değerleri kökten reddedenler de, biçimlenmeye başlamış.

 

Gazete okuyanların oranı hakkında ne düşünüyorsunuz? Yüzde 61’den 26’ya çakılmış. Televizyondan haber izleyenlerin oranı da, herhalde azalmış. Evet, öyle olmuş, yüzde 98’den, şap diye yüzde 84’e düşmüş.

Bunlar, nasıl açıklanabilir? Milletimiz, haber dinlemeyi azaltıp, gazete okumayı dışlamışsa, bir nedeni olmalı. Belki de, pek çok nedeni var.

Ankete katılanlar ülkesiyle ilgili kaygısını açığa vurmuyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, biraz da, korkuyor. Korkunun ecele faydası yok, der yaşlılar. Ya da güçlüler karşısında güçsüzlüğünü görünce, pısmış mı?

İnsanların mutluluk durumu, nasıl bir fotoğraf ortaya koyuyor, bir bakalım: 2008’de “mutluyum” diyenler, yüzde 57 iken, 2018’de 52’ye gerilemiş. Özce, insanlarımızın mutsuzluğu artıyor. Mutsuzluğa bir neden olarak ekonomik durum gösterilebilir mi?

On yıl önce, ev sahipliği oranı, yüzde 74 iken, 2018’de, 66’ya düşmüş. Bu ne demek? İnsanların bir kesimi, evini satmak zorunda kalıp kiracı olmuş. Kiracıların oranı da, yüzde 21’den 29’a fırlamış. Özce, bu insanların mutluluğuna su kaçmış.

Mutsuzluğa bir başka neden, evlilik-boşanma olabilir. Evlilerin oranı da, yüzde 71’den 65’e inmiş. Özünde boşanma, bir seçenek değil, geçerli olan olumsuz değerlerin doğurduğu mutsuzluğun bir sonucu!

Toparlayacak olursak, son on yılda, neredeyse tüm yerli, milli olan değerlerin özelleştirme adı altında yabancılara, yandaşlara satılması, işsizliğe, dolayısıyla mutsuzluğa neden olmuş. Diğer yanda, kadınların artan sayıda öldürülmesine, çocukların ırzına geçilmesine karşı yasal önlemlerin alınmasında gevşeklik, yalan, talan, kayırmacılık insanları tiksindirip bıktırmış. İşte bu tüm değerlerin bozulması, insanları ekinsel inanç değerlerinde değişime iteklemiş olabilir.

Son çözümlemede, bir kesim, kurtuluşu, eskiye dönüşte görürken, diğer bir kesim ise, tinsel değerleri, gemisinden suya atmış. İki çıkarım da, doğal. Bakalım gelecekte, daha neler, nasıl değişecek? Umarız, iyiye, eşitliğe, adalete, hakka uyan, ahlaklı, mutlu, özgür bir düzen, hepimizin somut katkısıyla gelir.

Sevgiyle Atatürk ile kalınız.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI