ONLAR HESAP ADAMI ! - RİFAT SÖYLEMEZ

23 Temmuz 2019 Salı



Bu şehirde yaşamak hem keyifli hem de kolay.
Allah doğanın bütün nimetlerini sunmuş Adanalılara.
Yazın bir iki ay sıcaktan "yanıyuruk" desekte diğer 10 ayda ne kadar şanslı olduğumuzla övünürüz.
Hoş hiç alışık olmadığımız gece serinlikleri, geçen hafta temmuz ayının tam da ortasında yağan sağanak yağmur gerçeğini görünce bu yaz gayet güzel geçiyor dememiz gerekiyor.
Bu şehirde yaşamak güzel de, bu şehirde gazetecilik yapmak kış ayında Erzurum'da yaşamak zorunda kalan Adanalının durumu kadar zor.
Araçlarında kar lastiği bulunmayan, bunun ne olduğunu dahi bilmeyen insanların şehridir Adana.
Dedim ya bu şehirde zor olan gazetecilik yapmaya çalışmaktır.
Çünkü Adana Türkiye'nin en kirli şehirlerinin başında gelir.
Burada hava kirliliğinden söz ettiğimi düşünmeyin sakın. Yoksulumuz çaresizlikten kendisine bedava verilen kömürleri kışın ısınmak için yaktığında kirlensede şehrimizin havası o kirlilik bu şehrin insanlarını aç bırakan, yoksulluğa mahkum edenlerin yani işsiz bırakanların utanç kirliliği olarak algılarız.

Türkiye'de işsizlik rekorunu kimseye bırakmaz Adana.
Çünkü bu şehrin seçilmişleri Adanalıların işsizliğine çözüm bulmayı dert etmezler kendilerine.
Öncelikleri çocuklarıdır.
Aileleri, yeğenleri, kuzenleri ve mahalle arkadaşlarıdır.
Onların geleceklerini garanti altına almak kendi servetlerine servet katmak yeterlidir o seçilmiş itibarlı beyler için.

Adana sadece işsizliğin değil yolsuzluğunda şampiyon şehridir.
Vurgunun, talanın, kısa yoldan köşe dönen seçilmişlerin yönettiği bir şehirden söz ediyoruz.
Özellikle dibine kadar soyulan belediyelerimizden.
Siz hiç görevdeyken yoksullaşan, oturduğu evi bindiği arabayı satmak zorunda kalan bir belediye başkanı yada etkin bir siyasetçi gördünüz mü?
Bırakın ekonomik sıkıntı yaşayan bir belediye başkanı görmeyi, siz hiç ekonomisi küçülen, kıt kanaat geçinmek zorunda kalan, çocuklarını dersaneye göndermek için ne yapacağını şaşıran, çocuklarının karşısında boynu bükülen bir belediye başkan yardımcısı, genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı yada her hangi bir belediye şirketi yöneticisi tanıdınız mı?
Yoksulu hızla artan, çaresiz bırakılan kaderine terkedilen fakir fukara insanlarımızın gece yataklarına aç girdiği bir şehir haline geldi Adana.
Aslında getirildi.
Seçilmişlerin eseri kirli bir Adana var bugün karşımızda.
Her seçim öncesi insanlara umut vaadeden, refah içerisinde yaşama sözü veren milletvekili ve belediye başkanlarının seçildikten sonra sırtını döndüğü, unuttuğu aksine yoksulluğu körüklediği bir şehir oldu Adana.
Hele belediye başkanları!
Emekten, emekçiden, alın terinden yana nutuk atan seçildikten sonra emekçinin, işçinin üzerinden silindirle geçen belediye başkanlarının yönettiği bir şehirden söz ediyorum.
Hiç utanmadan işçilerin, emekçilerin telefonlarına "işinize son verildi" mesajı atacak kadar duygularını yitirmiş, solun, sosyal demokrasinin tüm değerlerini 1 nisan sabahı unutan, inkar edenlerin yönettiği bir şehirde yani Adana'da gazetecilik yapmak maalesef çok zor.
Seçim öncesi "alın teri döken, işini yapan bir tek emekçinin işine son vermeyeceğim, milyonların önünde namus ve şeref sözü veriyorum" diyenlerin koltuğa oturduktan sonra iki bine yakın insanımızı daha işsizler ordusuna dahil ettiği bir şehirdir Adana.

Bunu yapanlar her fırsatta kendilerinin "hesap adamı" olduğunu hatırlatır dururlar.
Hesap adamlıkları fakire fukaraya gelince ortaya çıkıyor.
Belediyeleri soymaya, talan etmeye gelenleri bıraksanız kırmızı halılarla kapıda karşılayacaklar.
Mesela Aydoğan diye bir tabelacıdan nasıl en büyük en güçlü bir endüstriyel reklamcı yaratırken hesap adamlıklarını hatırlamaz, yetkilerini tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak için kullanmazlar.
Hiç utanmadan belediye 600 bin klasör alırken hesap adamlığı masalı akıllarına bile gelmez.
Durun!
Belki yanlış anlaşılma olabilir.
Birde alınan klasör sayısını yazıyla yazayım.
ALTIYÜZ BİN ADET KLASÖR…
Ya da hiç ihtiyaç yokken aslında deli saçması bir tavırla bir arkadaşına kıyak olsun diye 30 dönüm portakal bahçesini yönettiği belediyeye satın alırken hiç hesap adamı olmazlar.
3 yıldır o portokal bahçesinin mahsülünü sürekli evine gidip geldiği muhtar arkadaşı toplayıp satarken hesap adamlığınız nerede diye sormak gerekir.
Hep aynı cümle.
Övüne övüne söylerler hesap adamı olduklarını.
Kimi beyaz gömleğini gösterir tıpkı o beyazlık gibi lekesiz olduğunu anlatır, dürüstlük rolünü tekrarlar durur.
Bir adam ne kadar dürüstüm diyorsa bilin ki o bu memleketin en büyük üç kağıtçısıdır.
Hepsi hesap adamı olduğunu söyler ama hesap kitap adamı olduğunu duyamazsınız ağızlarından.
Çünkü kitap adamı, kanunu bilir, halkın emanetinin ne olduğunun farkındadır, çalmaz, çaldırmaz.
Kitaptan korkar, kanundan korkar.
Daha önemlisi de Allah'tan korkar.
Ama bunların ne Allah korkusu var ne kuldan utanma duygusu.
Yiyorlar, yiyorlar.
Sadece yiyorlar ve yediriyorlar.
Yandaşa, evlada, kardeşe, bacıya bir de mahalleden arkadaşlara.
Tabi başta ki yemeye başlayınca alttakide gücü oranında başkanına uyum sağlamanın derdine düşüyor.
Yalakalık bizim ülkenin en büyük sorunudur.
Ama belediyelerimizde başkanını yalnız bırakmamak için çalan, çaldıran o kadar çok bürokrat yani zübük var ki...
Neyse sözü daha fazla uzatmayalım. 
Belediyeleri talan merkezi haline getirenlere, naylon fatura cennetine çevirenlere üç maymunu oynayan devlet yetkilileri nerede diye etrafımıza bakınıyoruz, kimseler yok!
Bu şehirde hayat onlara da güzel. Tevfik Fikret'in dizelerinde söylediği gibi;
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI